| Günler geçerken... |
| Cumartesi, 16 Ocak 2010 | |
|
Günlük gazeteler çoktandır tat vermiyor. Haberlerin içi boşaldı. Yorumlar yeni bir şey söylemiyor. Birinci, üçüncü, beşinci, sonuncu sayfa güzellerini kanıksadı gözler, kimse algılamıyor. Arınç’a kendisini kim bilir nasıl önemli hissettiren suikast muhabbetine şimdi kargalar, kim bilir nereleriyle gülüyor. Kozmik odayı inceleyen yargıcın o tek fotoğrafında yüzünü neden o kadar kastığını da hiç kimse merak etmiyor. Niye etsin ki ? Kurumlar arasında mutabakat var. Vardır elbette, başka türlüsü düşünülebilir mi? Neymiş ? İsrail Kurtlar Vadisi filminin bir sahnesi nedeniyle nota vermiş. Başka ? İsrail Dışişleri Bakanı, Büyükelçiye hakaret etmiş, sonra da özür dilemiş. Yok dilememiş. Yok dilemiş. Yok Netanyahu dilemiş. Yok sayılırmış. Yok sayılmazmış. Ya ne fark edermiş. Arda zaten şöyleymiş. Adnan Polat böyleymiş. Kimin umurunda ? Kimsenin umurunda mı ? Ya tekel işçileri ? Sigarada önce zamlar, sonra fiyat indirmeler, sonra yine kaldırmalar. Vay, vay, vay. Bak ama bak, Maliye Bakanı da çok sinirlenmiş ha. Böyle de yapmayın ama. Adam çiçeği burnunda damat, germeyin, yazık. Yunanistan batıyormuş. Ne olmuş yani, ne var ? Biz çoktan battık, ne ? Ne yapalım ? Biz mi kurtaracağız ? Batmasaymış. Açılımlar da patlamış ama. Toptan patlamış. Dış borç çatlamış. Ne olacak ? Ne olur ? Ne oluyor ? Yoksulluk yükseliyor. İşsizlik yükseliyor. Telekulak yükseliyor. Tehdit yükseliyor. Linç yükseliyor. Demokrasi ? Ne olmuş demokrasiye ? Demokrasi de bir sorun yok. Nereden belli ? Kurumlararası mutabakat var…
|
